Pamuk Prenses Masalı Oku
Bir zamanlar yüksek kuleleri gökyüzüne uzanan, bahçelerinde beyaz güller açan büyük bir saray vardı. Bu sarayda Pamuk Prenses adında iyi kalpli, nazik ve herkes tarafından sevilen genç bir prenses yaşardı.
Pamuk Prenses’in güzelliği yalnızca yüzünden gelmezdi. O, sabahları kuşlara yem verir, bahçıvanın düşen sepetini kaldırır, sarayda çalışan herkese gülümseyerek günaydın derdi.
Sarayın içinde onu seven çok kişi vardı. Çünkü Pamuk Prenses birinin derdini dinlerken acele etmez, konuşurken kimseyi incitmezdi.
Fakat sarayda yaşayan kraliçenin kalbi zamanla sertleşmişti. Kraliçe, herkesin Pamuk Prenses’i sevmesini kıskanıyor, onun ışığını gördükçe kendi içindeki karanlığı daha çok hissediyordu.
Kraliçenin odasında sihirli bir ayna vardı. Kraliçe her gün aynanın karşısına geçer, güzelliğinin onaylanmasını isterdi.
Bir gün ayna ona Pamuk Prenses’in güzelliğini ve iyiliğini söyledi. Kraliçenin yüzü bir anda soğudu. O günden sonra kalbindeki kıskançlık büyüdü.
Kraliçe, Pamuk Prenses’in saraydan uzaklaşmasını istedi. Böylece prenses bir gün kendini sarayın güvenli duvarlarından uzakta, büyük ve sessiz bir ormanın içinde buldu.
Pamuk Prenses ilk başta çok korktu. Ağaçların dalları birbirine karışıyor, yapraklar rüzgârla fısıldaşıyor, uzaklardan kuş sesleri geliyordu.
Ellerini göğsünde birleştirdi ve usulca konuştu:
“Korkuyorum ama yolumu bulacağım.”
Tam o sırada çalıların arasından küçük bir tavşan çıktı. Burnunu oynattı, Pamuk Prenses’e baktı ve birkaç adım ilerledi.
Pamuk Prenses tavşanın onu bir yere götürmek istediğini hissetti. Yavaşça arkasından yürüdü. Yolda kuşlar dallardan ona baktı, sincaplar ağaçların arasından geçti.
Orman artık biraz daha az korkutucu görünüyordu. Çünkü Pamuk Prenses yalnız olmadığını anlamaya başlamıştı.
Gün batımına yaklaşırken ağaçların arasında minicik bir ev gördü. Evin pencerelerinden sıcak bir ışık sızıyor, bacasından ince bir duman yükseliyordu.
Kapıya yaklaştı ve hafifçe tıklattı. İçeriden cevap gelmedi. Kapı aralıktı.
Pamuk Prenses içeri girdiğinde küçük sandalyeler, küçük yataklar ve küçük tabaklarla dolu sevimli bir ev gördü. Her şey ona göre çok küçüktü ama evin içinde sıcak bir huzur vardı.
Çok yorgundu. Önce evi biraz topladı, masanın üzerindeki dağınıklığı düzeltti. Sonra küçük sandalyelerden birine oturdu ve başını masaya yasladı.
Gözleri kendiliğinden kapandı.
Akşam olduğunda evin sahipleri geri döndü. Yedi küçük dost, ormandaki işlerinden dönmüşlerdi. Kapıyı açınca evlerinde uyuyan genç bir kız gördüler.
İçlerinden biri şaşkınlıkla fısıldadı:
“Kim bu?”
Diğeri daha dikkatli baktı:
“Yorgun görünüyor. Belki yardıma ihtiyacı vardır.”
Pamuk Prenses gözlerini açınca karşısında yedi meraklı yüz gördü. Önce irkildi, sonra onların kötü niyetli olmadığını anladı.
Başından geçenleri anlattı. Saraydan uzaklaşmasını, ormanda korkmasını, tavşanın ona yolu göstermesini tek tek söyledi.
Yedi dost birbirine baktı. Evleri küçüktü ama kalpleri genişti.
“İstersen burada kalabilirsin,” dediler. “Ama bu evde herkes birbirine yardım eder.”
Pamuk Prenses gülümsedi.
“Ben yardım etmeyi çok severim.”
O günden sonra küçük orman evinde yeni bir düzen başladı. Sabahları Pamuk Prenses pencereyi açar, kuşlar içeri neşeli sesler taşırdı.
Yedi dost gündüzleri evden ayrılırken ona dikkatli olmasını söylerdi:
“Tanımadığın kimseye kapıyı açma. Dışarıdan gelen her güzel şey güvenli olmayabilir.”
Pamuk Prenses bu sözü aklında tutmaya çalıştı. Fakat kalbi çok iyi olduğu için bazen kötülüğün kılık değiştirebileceğini düşünemiyordu.
Kraliçe, Pamuk Prenses’in hâlâ hayatta ve güvende olduğunu öğrendiğinde öfkelendi. Kıskançlığı yeniden büyüdü.
Bir sepet hazırladı. Sepetin içine parlak, kırmızı ve çok güzel görünen bir elma koydu. Sonra kendini yaşlı bir satıcı gibi göstererek ormandaki küçük eve doğru yola çıktı.
O gün Pamuk Prenses evde yalnızdı. Kuşlar pencerenin önünde biraz huzursuz ötüyor, rüzgâr yaprakları sertçe oynatıyordu.
Kapı çalındı.
Pamuk Prenses kapının arkasından sordu:
“Kim var?”
Dışarıdan ince ve yorgun bir ses geldi:
“Yoldan geçen yaşlı bir satıcıyım. Sana taze bir elma getirdim güzel kızım.”
Pamuk Prenses önce tereddüt etti. Sonra kapıyı biraz araladı. Karşısında yorgun görünen bir kadın vardı.
Kadın elmayı uzattı. Elma güneş ışığında parlıyor, çok lezzetli görünüyordu.
Pamuk Prenses elmayı aldı. Bir ısırık aldıktan sonra gözleri ağırlaştı. Sepet yere düştü. Kuşlar telaşla havalandı.
Kraliçe oradan uzaklaşırken orman sessizleşti. Ama bu sessizlik umutsuz değildi. Sanki ormandaki herkes yardım çağrısını duymaya hazırlanıyordu.
Akşam yedi dost eve döndüğünde Pamuk Prenses’i yerde derin bir uykuda buldular.
“Pamuk Prenses, uyan,” dediler.
Ama Pamuk Prenses uyanmadı.
Yedi dost çok üzüldü. Onu ormanın en güzel yerine, çiçeklerin ve kuşların yakınına taşıdılar. Başında nöbet tuttular, onu yalnız bırakmadılar.
Günler geçti. Kuşlar onun başucunda öttü, tavşanlar yanına çiçek taşıdı, yedi dost her gün yanında bekledi.
Bir gün ormandan geçen genç bir prens, çiçeklerin arasında uyuyan Pamuk Prenses’i ve başında bekleyen dostlarını gördü.
Durdu ve usulca sordu:
“Burada ne oldu?”
Yedi dost, Pamuk Prenses’in hikâyesini anlattı. Prens dikkatle dinledi. Acele etmedi, yüksek sesle konuşmadı.
O sırada hafif bir rüzgâr esti. Çiçekler kıpırdadı, kuşlardan biri kanat çırptı. Yedi dost Pamuk Prenses’i dikkatlice kaldırırken boğazına takılan elma parçası yerinden çıktı.
Pamuk Prenses derin bir nefes aldı. Kirpikleri titredi. Sonra gözlerini açtı.
Karşısında yedi dostunu, kuşları, tavşanları ve ona saygıyla bakan prensi gördü.
“Ben çok uzun bir rüya görmüş gibiyim,” dedi.
Yedi dost sevinçle birbirine sarıldı. Orman yeniden sesini buldu. Yapraklar hışırdadı, kuşlar öttü, küçük evin bacasından yeniden sıcak bir duman yükseldi.
Pamuk Prenses artık çok şey öğrenmişti. İyi kalpli olmak güzeldi; ama iyi kalbi korumak için dikkatli olmak da gerekiyordu.
Kraliçenin kıskançlığı kendi karanlığında kayboldu. Çünkü sevgiyle kurulan dostluk, kıskançlığın gölgesinden daha güçlüydü.
Pamuk Prenses yeni hayatına başlarken yedi dostunu hiç unutmadı. Ormandaki küçük ev, onun kalbinde hep güvenli bir yuva olarak kaldı.
İyilik tek başına güzeldir; ama dostlukla birleştiğinde insanı koruyan sıcacık bir ışığa dönüşür.
